Translate geri kalmayın dünyalılar

English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

this widget by www.AllBlogTools.com

29 Temmuz 2012 Pazar

İş Toplantısında Gibiyim Ama... Elbette Kore'li Avındayım...

Evet değerli takipçilerim biliyorum çok beklettim ama kısa da olsa yeni yazımla karşınızdayım.
Söylemeden de edemeyeceğim beni ödüle layık görmüşsünüz pek hoşuma gitti, pek bir havalandım dedim başlangıcım böyle olduysa devamını düşünemiyorum kitap basacağım imza günüme gelin yanımda bi kaç Kore'li getiririm promosyon:P
Evet gelelim yeni yazımıza şimdi başlıkta gördüğünüz üzre hatta birazdan da şekil-a da göreceksiniz sanki ben ve sevgili Koreli namjalar iş yemeği toplantısında gibiyiz ama elbette değiliz, daha doğrusu onlar iş toplantısında ben araya sızdım o ayrı:P
İş toplantısı filan bana yemez, Koreli mi buldum hemen girerim araya kaldı ki onlar da uzun süre bana bakıp durdular şimdi gidip bi anneyounghaseyo demezsem olmazdı yani tüm gece nasıl uyurdum yoksa?
İş yemeğinde gibi davranmaya çalıştım, nasıl olmuş mu? :P
-P.S: farkındayım hepsi yaşlı ve Allah affetsin pek de yakışıklı değiller muhtemelen Kore'de bunların yüzüne bakan yoktur burada sayemde havalarından geçilmiyor artık:P -

olay şöyle oldu ayıptır söylemesi iftar yemeği için -dikkat reklam yapacağım, mekan ismi geliyor, kaydedin bir kenara bu namjalar oraya çok sık giderlermiş- küçükyalı kolcuoğluna gitmiştik tabii ben açım ya biraz erken gitmişim:p orada bir baktım bir grup namja-namja diyorum kesin koreli dedim bunlar ve tabii yanılmadım- oturmuş sohbet ediyorlar yavaştan kulak misafiri oldum(ne yavaşı bayağı yanlarına gidip wc'ye gidermiş gibi yaparaktan dinledim bir de baktım omo! elbette kore'ce konuşuyorlar- hemen oturduğum yerde bir şey beni dürtüklemeye başladı tabii ki bu dürtükleyen şeytan ama uydum artık şeytana iftar masası başında tövbe tövbe...
Sonra garsona sordum kimdir nedir Kore'li değil mi bu namjalar diye...
Evet dediler nasıl anladınız dedim bunun üzerine master yapıyorum...
Dediler bizim daimi müşterimiz hyundai'de çalışıyorlarmış buraya sık sık gelirlermiş böyle iş toplantısı yaparlarmış filan filan...
Dedim şu toplantıya bir katılayım ortalığı şenlendireyim...
Elbette şenlendi ortalık anneyounghase-yo dememle beraber namjalar omo! başladılar gülmeye...
Sonra başladık tipik muhabbete: Bu Kore sevgisi nasıl başladı diye sordu hemen karşımdaki namja, zaten diğerleri şoktan uzun bir süre kurtulamadıkları için ancak muhabbetin sonuna doğru dilleri çözülmeye başladı:P Tabii bir de bilirsiniz ki bizim Koreliler'in yabancı dili (özellikle ingizilceleri)pek zayıf o namja bile bana soru sorana kadar ben bile kore'ceyi daha iyi konuştuğuma kanaat getirdim...
Dedim siz yorulmayın benim Korecem bile sizin ingilizcenizden iyidir biz kore'ce konuşalım?
Demedim tabii yapmam öyle bir saygısızlık çok tatlı namjalardı çünkü iş toplantılarını bırakıp başladılar benimle sohbete güldük eğlendik, tabii onlar yiyip içiyor ben ise iftar bekliyorum gözüm de bir yandan o önlerindeki meyvelere kaymadı değil de çaktırmadım:p
İşte anlattim Kore'yi nasıl sevdiğimi tabii sansürleyerek yok efendim filmlerden dizilerden dedim sadece halbuki bunun T.O.P'u var, hyun Bin'i var Kim hyun Joong'u ve kasları filan var ama şimdi iş toplantısına ve iftar öncesine pek uygun kaçmaz entelmiş gibi davrandım filmlerden ve yönetmenlerden park chan wook'tan filan bahsedip gozlerini boyayıp kalktım masadan... Gidene kadar bana bakıp gülümseyip selam verdiler ben de aynı şekilde tabii, hep mi böyle kibar olur bu insanlar canım...
Evet efendim son bir resim daha ekleyerek bu yazıma son veriyorum ama sırada yeni yazılarım var beklemekte zaman buldukça yazacağım inş. Şimdilik hayırlı iftarlar ve ramazanlar...
Siz siz olun Öyle sultanahmet'e Koreli bulcam diye ramazan'da gitmeye kalkmayın Koreli'den başka her şeyi bulursunuz maazallah, bunu yapmak isteyen arkadaşlarım var biliyorum kulaklarına küpe olsun diye de uyarıyorum! Novalyamo diyorsa vardır bir bildiği değil mi;)
Gözlerim kapalı farkındayım, e saat olmuş 7:30 açlıktan olacak o kadar:P



1 Haziran 2012 Cuma

K-POP ERGEN MÜZİĞİ DEĞİLDİR, İÇİNDEKİ ÇOCUĞU ÖLDÜRMÜŞ OLANLARIN BİZE ATTIĞI BİR İFTİRADIR!


Evet ben de bu resmi güzzi'den çaldım, o da yuki'den çalmış, Yuki kimden çaldı bilmem ama bence konuya hepimiz yeterince vakıfız değil mi?

Koreli avlarımdan uzun bir aradan sonra yine Kore'ye bağlı bir "mim"le karşınızdayım, sevgili güzzi'min mimini çok beklettiğim için bana kızmış olsa gerek ama beklentisini fazlasıyla karşılayacağım"eritici, bitirici, iç gıdıklayıcı,hot vs... "başlığımla gönlünü fazlasıyla kazanacağımı ümit ediyorum. Hayır yetmedi derse çıkıp kendisi için "wow, fantastic baby" dansı yapıp videosunu youtube eklerim...
Gelelim bu yazımızdaki mim'in konusuna...
Evet başlıktan da anlaşılacağı üzere mimin konusu K-pop kliplerini kategorize etmeceymiş. Bana da ilginç geldi, dedim ben tek kategoride toplasam hepsini olmaz mı? mesela sadece "HOT" olanlar olsa? Biliyorum benden de bunu beklerdiniz di mi? Yok işte öyle biri değilim çıkarın artık bunu aklınızdan, gayet mülayim, romantik şarkılar paylaşacağım desem, bu da ben değilim, Peki o zaman? Her telden çalacağım elbette, tek renk tek ses yok bende, olacaksa rengarenk olsun hayatı her anlamıyla tadalım değil mi ama?
Unutmadan gelelim başlık kısmına: bu kore müziğine ergen müziği diyen Koreli, Türk bilumum insanlar var ya inanmayın onlara hepsinin I-POD'unda Ci, Ci, Ci diyen bir SNSD olduğuna eminim. Bir de içindeki çocuk öldüğü için bize çamur atanlar var, aman Allah şerlerinden korusun zaten işte onlar tek renktir, içlerindeki gençlik ateşini yitirmişlerdir. Hayır şimdi K-pop dinlemeyenlere çamur attığım sanılmasın ama;
K-POP ergen müziği değil içi içine sığmayanların dinlediği bir müziktir, bu böyle biline...
Pekala:
Here are the nominees:
(evet böyle adaylarla başlıyorum sonunda Eurovision tarzı 12 ile 1 arasında oylama yapacağız! Sıralama yok karışık şekilde aklıma gelenleri yazıyorum. )
NEŞELİ/ EĞLENCELİ
Benim en sevdiğim şarkı ve kliplerden biridir ve elbette bir BB'dir ;)

2.sırada yine bir BB olacak elbette-hayır taraf tutmuyorum- elbette: wow fantastic baby!
(Bu şarkıyı telefonuma "ringtone" yaptığımdan beri gelen aramaları cevaplamak istemiyorum, çalsın çalabildiği kadar coşsun insanlar diyorum, bence iyi de yapıyorum... Ha evet wow fantastic baby kısmı biraz fazla iddialı kabul ediyorum, öyle metrobüs, otobüs, minibüs vs. gibi bilumum toplu taşıma araçlarında kafanızda bir teyzenin çantası duruyorken daha doğrusu siz oturuyorken ve kafanızda bir teyze varken o tezye kafanızı çantasını koymak içın bir masa olarak kullanıyorken ve elinizle nereyi tuttuğunuzun belirsiz olduğu hatta bir elinizin olup olmadığını dahi fark edemeyecek olduğunuz durumlarda öyle o fantastic havanız filan sana bana vız gelip. tırıs gider... )
Bu klibi gerçekten seviyorum ama sonunu bir türlü tam olarak kavrayamadım, çocuklara ne oldu?


Ortalık pek bir SNSD doldu fark ettim ama hepimiz Ci. ci. ci'ciyiz biliyorum ;)
SEVİMLİ


Bu Lolipop aslında bence gayet"hot" bir şarkı yani sözlere bakar mısın? you're my lolipop ne ya? Oldu gel beni ye, o zaman? bu mudur yani, hayır bu Koreliler kolay lokma da böyle lyrics mi olur Alla'sen? Ama gece gündüz bu şarkıyı dinleyip söylüyorum ve özellikle TOP'un bölümünde gayet içim gıdıklanıyor yani bilemedim, iç eriticiye mi koysaydım:P
(P.S: TOp gelip size you're my lolipop dese ne derdiniz? Ben susuyorum... )


Benim en eğlenceli bulduğum k-pop kliplerinden biridir, özellikle sonunda Kim Hyun Joong'a trip atan kız var ya işte kızım sen kız mısın, bi git ya diyip bu klip olmamış çok yavan böyle yalan mı olur diyip... Hyun bana gelse ne mi yapardım, yine susuyorum...


Lolipop'un Part'1'i olur da Part 2'si olmaz mı? Elbette... Ve tabii ki yine dinleyin Top'umu erisin içiniz ama siz yine de benim gibi susun;)

HÜZÜNLÜ
Valla K-pop da hüzün denilince aklıma ilk gelen grup: F.T ISLAND o yüzden buyrun sıradan:






Bu şarkıyı gerçekten çok beğeniyorum ve çok acı buluyorum!
ENERJİK
Kesinlikle gelmiş geçmiş en enerjik K-pop şarkısıdır: U-KISS BANG BANG BANG!


BROWN EYED GIRLS:




EVET, GELDİK BENDEN COŞMAMI BEKLEDİĞİNİZ "ERİTİCİ" ŞARKILARA
-Hayır yani duyan da beni yanlış anlayacak, tamamen beklentileri karşılamak adına uğraşıyorum, çünkü en açık sözlü blogger'ınız benim biliyorum:P Ve evet yaparsa yine novalyamo yapar dediğinizi de duyar gibiyim o zaman gelsin ateşli klipler:P
Kore'de o kadar ateşli klip yok heveslenmeyin hemen öyle onlar edepli, biz de bu yüzden seviyoruz ya onları ;)
Taeyang- I'll be there. Bu ingilizce versiyonu ama ben Kore versiyonunu tercih ederim siz bir de açıp onu dinleyin, ben bunu buldum aceleyle yazarken:)

Tamam kabul ediyorum ateşli olan klip değil Taeyang, ama bu da bize yeter:P
Ve gelsin sıradaki! Elbette BB, eritici hem de öyle böyle değil, Top'un sesine mi eriyeyim Taeyang'a mı?


Tutmayın beni bir Taeyang daha geliyor... Valla bu albüm ve klip daha çıkmadı ama Taeyang olmuş mu olmuş yani, klip olmuş mu olmuş, ses olmuş mu olmuş... Ben yine susuyorum, ama siz bunu bir dinleyin:




Biliyorum içiniz fazla gıdıklanacak ama gözlerinizi kapayın? Olmadı mı, elbette kulaklarınızı da tıkamanız lazım bu sese kimin içi erimez?
Bu başlık bana kalsa sürer gider ama bitmesi lazım her iyi şey gibi ve tabii ki eritecekse beni TOP eritecek, olacaksa TOP olsun, acıtacaksa Top acıtsın, yakacaksa canımı TOP yaksın değil mi ama:P
O zaman en can alıcı, en ateşli en seksi en eritici şarkı viplere ve TOP aşıklarına gelsin, ama fazla bakmayın sahibi var:P


Allah'ım yemin ederim bir gün başına bir iş gelecek TOP seni uyarıyorum, öyle bana göz kırpma, gözlerini kısıp bakma, ha evet saranghe hamnida  na do baby;)
Bundan sonraki başlıklara yazmaya gerek bile duymuyorum beni tanırsınız sadık takipçilerim
Top varsa gerisi teferruattır...

(P.S: o değil de ben şimdi fark ettim,"eritici" yi ben niyeyse hep "hot, seksi, iç gıdıklayıcı" manasında algılamışım hayır yani sonuçta sese, şarkıya bitme manasında, aşırı romantik vs. şarkılar da eritici olur değil mi? olur da işte içim fesat desem değil yani bilemedim ama yine sustum:P


30 Mart 2012 Cuma

5'i Bi Yerde Yakaladım Ama Bu Sefer Kaplanlarla Dolu Bir Arenaya Düşmüşüm De Haberim Yokmuş!


Yeşillik olsun resmimi çektiler :)

Yine geldik yeni bir Koreli avı günlüğümün mükemmel komik ötesi günlerinden birine...
Lakin başlıktan da anlaşılacağı üzere çok komik,çok eğlenceli ve çok güzel bir gün olmakla beraber kaplanlar arasına düştüğümü de fark etmedim değil.Kim demiş Koreliler sıcak kanlı değil diye,bundan daha sıcağı yakar dostlar yakar :)
Yani öpüyormuş gibi yapıp resim çekilmeye çalışan mı ararsınız,koluma girip sevgiliymiş gibi davranmaya çalışan mı ararsınız yoksa bayağı bana göz koyup haydi bugün bizimle takıl sadece bizim chingu'muz ol diyen mi ararsınız öyle diyeyim işte varın siz anlayın....

Neyse gelelim olayın gelişim aşamalarına;
Sabah okula giderken tam bizim okulun kapısında bir Koreli(öyle olduğuna kalıbımı basarım) elinde bir harita etrafa bakınıp duruyor,ah garibim sen kayıp mı oldun? demek istedim ama yanımda bir arkadaşım olduğu için ses etmedim,derken sen bu Koreli vatandaşımız bize gelip Dolmabahçe nerde acaba diye sorunca,dedim yine kader beni çağırıyor,dostum ben derse gelmiyorum görüşürüz jalgaa:) şaka şaka derse gittim maalesef,ama Koreli vatandaşımızla ayak üstü bir anneyounghase-yo muhabbeti yaptım tabii inanamadı ama yollarımız ayrıldı maalesef,arkadaşım da biliyor beni git peşinden dersi napacaksın diye verdi gazı verdi gazı da almadım bu sefer gazı:P


Sonra ders bitti artık çıktım okuldan Taksim'de dolanıyorum(yok aranmıyorum gerçekten dolanıyorum)
omo! 2 tane Koreli daha(bunlar asıl avlarım değil ama konuyu sonunda buraya çok pis bağlayacağım hepiniz şaşıracaksınız ben de şaşardım çünkü:)
Neyse konuştum ettim,bunlar biraz benden korkmuşa beziyorlardı dedim fazla tutmayayım sal novalyamo gitsinler:)
Derken az aşağıda benim meşhur mekanım Starbucks'ın önünde 2 tane Koreli(öyle olduklarına yine kalıbımı basarım artık uzmanım tereddüde bile düşmüyorum ;) ) hemen durdum tabii bir anneyounghase-yo dedim inanamadılar bana Korece "Korece biliyor musun diye sordular,malum bu soruya kadar gayet Korece biliyormuşum gibi davranabiliyorum ama bu soruda ipler kopuyor ama en azından soruyu anlayabiliyorum ve ani-yo şeklinde de cevap verebiliyorum bu yüzden onlar da Korece konuşmaya devam ediyor lakin ani-yo dedik ya anlamadınız mı oppalar,Koreli olduğunuza emin misiniz?
Benim gözlere dikkat bayağı,çekik gibi olmuş dedim ben adaptasyon teorisi...
sonra ingilizce olarak sohbete başladık,dediler ki biz aslında 5 kişiyiz!!!! omo! 5'i bi yerde yakaladın neval daha bundan sonra Kore'ye gitmesen de olur dedim kendi kendime:))
Bu da 5'i birden geldiğinde çekildiğimiz resim,ama bu resme kadar en az 15 resim daha çekilmişizdir,Koreli=fotoğraf makinesi demek olduğu için ve 5*3=15 resimden +3'de benden olsa 18 işte 20 resim filan çekildik daha tanışma faslında varın tüm gün olanları siz düşünün!
Sonra ben yine başladım bu kore aşkı nerden gelir,nereye gider ya da gider mi hiç bitmez mi derken dedim BIGBANG bilir misiniz,wow fantastic baby dedim koptular :) siyahlı olan oppa(ahjusshi)miz hemen alive albümünü çıkarıp gösterdi,oo demek ki sadece ergenler dinlemiyormuş ! beni kandıran oppalarıma selam olsun dedim...Sonra tek tek isimlerini söylediler ama bir tek "min ho" aklımda kaldı çünkü "lee min ho"dan o da..diğerleri hak getire :) o zaman dediler biz de zaten bigbang gibi 5 kişiyiz her birimize bigbang'den bir isim verelim:D benim favorim TOP'dur dedim hemen en baştaki siyahlı ben de zaten TOP'um dedi puhahah:)
onun yanındaki siyahlı ahjusshimize Daesung demek istedim ama o kendini illa Seungri ilan etti(tabii lokum çocuk kim istemez onun gibi olmayı ama ahjusshi Allah için neyiniz benziyo diyemedim:)
Onun yanındaki yeşilli oppamız Daesung olmayı kabul etti(Allah razı olsun duyan da Daesung ne ezik adam sanır nan!)
Mavili Taeyang(zaten o pek cool davranmaya çalışıyordu aynı taeyang gibi-ama bir yandan da sürekli Türk kızı nasıl tavlanır anlat deyip durdu haha beni ağına düşürmeye çalıştığının farkındaydım da ses etmedim:)
En baştaki gözlüklü oppamız benim favorim olan çok şeker bir tipi var o da G.Dragon olmak istedi dedim dahi çocuğu kaptın...
Lakin hepsi inanılmaz iyi ve tatlı insanlar hepsi mühendisti,biri elektronik,3'ü inşaat,biri makine mühendisiydi (zaten Koreli bir inşaat şirketinde çalışıyorlar ama İran'da kalıyorlarmış iş için İran'ı da hiç sevmiyorlar.Sebebini anlıyorum çakallar:)
Bir mimarları eksikti sanırım kadroyu tamamladım beni alıp kaçmaya niyetlendiler mimarımızı da bulduk gidip iş yapalım dediler(dedim bana hiç fark etmez Koreliler arasında tasarım gücümün artacağına eminim,tabii dikkatim dağılmazsa:p )
Sonra ne yapalım derken:
- dedim sizi tutmayayım?
-Tutmak da ne sen bizim meleğimizsin,sensiz tadı çıkmaz artık bugünün dediler.
-e peki madem rehberiniz olayım?
-Böyle rehbere can feda dediler ve koyulduk yola:)
Dolbahçe'ye gitmek istediler(bugün dolmabahçe'de ne var acaba gelen tüm Koreliler oraya gidiyor mekanı buldun novalyamo dedim.)
Sonra bindik fünikülere (akbilimi bile kullandırtmadılar onlar ödediler hep ah Koreli namjalar neden hep böylesiniz?Sizin yüzünüzden Türk erkekleri hep geride kalmaya mahkum:P
Gittik Dolmabahçe'ye yine biletimi onlar aldı tabii;)
Ben de rehber olarak önde saraya gireceğiz görevliler siz rehberleri misiniz dediler?
-evet dedim.(çok hızlı gelişti ne yapayım ama o kadar açıklayacak zaman yoktu evet ben rehberim açın kapıyı dedim:P
-Bana bildiğin rehber muamelesi başlamasın mı içerde? böyle önden ayrı kapıdan filan almalar,buyrun rehberler bu taraftan mı demeler,nan omuzlarım kabardı.(ama rehberliğim rezaletti,mimarsın anlat dediler dedim sarayın rehberi anlatıyor gidin onu dinleyin:P çünkü sarayla ilgili bildiğim tek şey Atatürk'ün ölümü kısmı ondan öncesi yok ben de tarih sıfır:P)
Böyle saraya girmeden bahçede gezmek istediler.
Binlerce Koreli'ye daha rastladık beni dürtüp konuş konuş diye gazı verdiler bu sefer aldım gazı her biriyle tek tek anneyounghase-yo'laştım...Derken benim rehber grubu bir büyüdü bir büyüdü bu Koreliler de benim konvoya katıldı:)))) Allah'ım rezil olacağım siz nerden çıktınız gidin diyemedim ama tabii 5 Koreli'ye rehberlik eden bize de eder diyen Dolmabahçe Kore sakinleri eklendiler peşime hahaha




Bizim grup herhalde o anda sarayda bulunan en kalabalık gruptu.(İranlılar'dan sonra.onlar Klon olarak gelmişler.)
Bu da Dolmabahçe'nin bahçesinde Bigbang grubu olarak verdiğimiz poz:P
Konseptin fikir babası beni bir an bile yalnız bırakmayan çakal oppam yanımdaki mavili arkadaş...
Sonra sarayı gezdik tozduk,dediler eh hadi mimarsın anlat bakalım Saray kaç yılında inşa edildi?
-Pardon?
-inşa yılını soruyoruz dediler.
-Dedim çok şey istiyorsunuz siz :)
O anda kafamda salla neval ne olacak fikriyle,neval bırakıp kaçmanın yeri zamanıdır düşüncesi arasında gidip geldim ve tabii ki sallamaya karar verdim:)
Bu konsept de bana ait,
aynı BIGBANG pozu olmamış mı:P
Üstün tarih bilgimi kullandım ve 1850'ler filan dedim:)
Tarih bilgim o kadar üstün ki ancak sallamaya yetiyor varın siz anlayın:)
Ama dedim pek emin değilim:)
-Peki mimar olduğuna emin misin dediler:)
-Ne be mimarım işte al sana mimarlar odası kartımı göstereyim'e kadar vardı olay,tabii hepimiz şaka bazlı söylüyoruz bunları ama evet rezildim,rezil oldum benim göbek adım rezillik ama bakın her zamanki gibi işin içinden nasıl sıyrıldım;)
İçerde sarayın rehberi anlattı saray 1843'te yapıldı diye...hobaa 7 yıllık bir kayma da olsun di mi? Dedim doğru biliyormuşum işte biliyordum zaten de emin olamadım tarih hafızam iyi değildir kendi doğum günümü hatırlamam ben dedim.(evet itiraf ediyorum külliyen yalan haha ama bir şekilde rezillikten sıyrılmak lazım baktım iyi de sallamışım devam ettim ne yapaydım yani siz olsanız ne yapardınız Alla'sen:)
Sonra saraya bayıldılar tabii bizim saraylarımız ahşaptan oluyor bu beton,sütun filan çok güzel dediler.
Ben de sizin saraylarınıza aşığım dedim de gel Kore'ye sana gezdirelim dediler.
İçimden sizin gibi kurtlar sofrasına düştüm ya Kore'ye gelme olayını bir kez daha düşüneceğim dedim!
Şemsiyeyi eğip öpüyo gibi yapmaya çalıştı da yemezler!
Sonra bahçede yine resimler çekildik,özellikle beni öpüyormuş gibi yapan ahjusshimizin resmi buyrun:
O sırada yağmur başlamıştı bir tek bende şemsiye vardı çünkü meteoroloji resmi sitesini okumadan dışarı çıkmama gibi bir huyum var.huyum kurusun;)
Sabah hava güzeldi hem de kimse inanmazdı yağmur yağacak deseler ama ben bilime inananlardanım:)
Sonra sırayla bu tarz bir kaç poz daha çekildik,malum hepsi istediler:)
Daesung ve ben:)

TOP ve ben,koluna girmem için yalvardı resmen
kıramadım utanmadan kendi de bir yandan resim çekiyor:)

Onlar da şöyle:

Şimdi artık dönüş yoluna girdik bizimkiler çantaları girişte emanet bırakmışlardı malum yasak içerde;)
Ben ve beni hiç bırakmayan Taeyang(mavili olan) önden gidiyoruz arkadan G.D koşarak nefes nefese rehber nereye gdiyosun çantalarımızı sen olmadan vermiyolar diye puhaha
Çünkü dolap no'ları bendeydi :)
Allah'ım rehberliğim rezaletti çocukları ne hallere soktum ama çok eğlendik hepsi koptular sırılsıklam olmuş koşarak nefes nefese gelince acıdım G.D'me dur dedim ben alıp geleyim diye bana böyle nazlı nazlı kençana diyip beni omuzuyla dürttü haha Allah'ım çok tatlı yapmayın bana böyle şeyler yeminlen bir gün birimize birşey olacak ya size ya bana:)
Neyse gittik,aldık çantaları veda ettik saraya ve görevlilere(malum artık rehberim orda!)
Dediler haydi birşeyler içelim?
Ya dedim arkadaşıma söz verdim gitmem lazım.
Taeyang hemen bana küstü bizi bırkacak mısın diye?
Arkadaşını da getir dedi:)
Dedim o benim gibi Kore'li fetişi değil yani olmaz:)
Açsan yemek yiyelim dediler,tabii ki açım yani sorulur mu?
Gittik benim fix otantik yemek mekanına...
Ortaya kocaman içinde her türlü Türk yemeğinin olduğu tepsiyi ısmarladık(gerçi sonradan öğrendim çocukcağızlar 350 tl dökmüşler yuh dedim acıdım ama 6 kişiydik bilemedim normal miydi?) Bu arada tabii çok resim çekildik hepsini paylaşmam imkansız daha onlardan da alacaklarım var da hala varamadılar yerlerine bir varsalardı kuzularım(!) Kurt demek istedim pardon:P şimdi bir kaç konsept resim daha ekliyorum hepsi benim fikrimdi ;)
Yine bir BIGBANG konsepti
ben buldum olmuş ama di mi;)

bu da benim konseptim çok şeker di mi:)

Taeyang başımı omuzuna koymamı istedi
fazla yanaşmadım elini veren kolunu kaptırır olayı:P
Ama BKZ onun kafa bana yatmış pozisyonda:))

TOP ve ben koluma girdi yine. Seni çakal ben de birşey
diyemiyorum ya ah novalyamo ne olcan böyle:)

Daesung ve ben bu resme bayıldım,Amazonlarda
gibi çıkmamış mı arkası?Montu da uymuş ambiyansa:)
Sonra masada sohbet ediyoruz işte dediler biz aslında 7 kişi geldik de 2si bugün ayrı geziyorlar bizden dediler ve bana birinin resmini gösterdiler.(evet baştaki konuya bağlıyorum sıkı durun.) Omo,ben bunları biliyorum dedim,şok! Nasıl yani dediler?
-Dedim sabah Taksim'de ayak üstü çevirip sohbet ettimdi,hatta diğerinin de tipini tarif ettim inanamadılar ve koptular,yıkıldılar ben de tabii koptum harbiden İstanbul' a ayak basan tüm Koreliler'le tanıştığıma inandım o an ben de:) (Nasıl bağladım ama,hayat işte kaos teorisine döndü olay:P )
Sonra face'de hemen beni etiketleyip olayı arkadaşlarına yazdılar da topluca koptuk:) Neyse efendim,
Yedik içtik,eğlendik yine mükemmel bir gündü, Saranghee Korea.
Saranghee chingu-ya;)
Giderken yine bana bastı darallar,gözlerim yaşardı,onlar da üzüldüler tabii yine çok çok teşekkür ettik birbirimize sonra G.D tokalaştı dedim sarılma yok mu? enem demez olaydım sarılan sarılana:) Hele bu sefer Çok sessiz sakın en efendi dediğim Daesung beklemediğim bir hamle yaparak bana sarılırken beni kucaklayıp kaldırdı puhaha :))
Allah'ım ya delisiniz diyeceğim ama siz deliyseniz ben neyim?
Hepinizi seviyorum nan,bendeki Kore aşkı bitmez...
Yeni yazıda yeni avlarda ve yeni dostluklarda buluşmak üzere jalgaa;)


Ortaya ısmarladığımız dev tepsi.
Yemeğe başlamadan bir kare;)

19 Mart 2012 Pazartesi

Ramyun'u Değil,Koreli Şef'i Yeme de Yanında Yat!

Ayıptır söylemesi Kore Restoranı'nda löp löp götürdüğüm Ramyun(Korece-Çince Ramen)
Bakmayın direkt ramen resmi koyduğuma asıl yemeyip yanında yatacağımız ramen değil bunu kendi elcağızlarıyla hazırlayan Koreli şefimiz!
Kendisi dünyalar tatlısı! (Zaten Kore dizisi müptelası olanlar bilir iyi bir ramen hazırlamak için kalbinizin sevgi ve şefkatle dolu olması lazım,nitekim şefimizin de kalbindeki sevgiyi,gözündeki ışıktan anladım.)
Taksim'deki "Kore Rastoranı'nda" bir forum buluşması yaptık bugün(Bugün dediğime bakmayın 18 Mart'ta aslında.)
Mekanın adı da bu "Kore Restoranı." Daha orijinal bir isim bulamamış olsa gerek sahibi ahjummamız olabilecek en genel ismi koymuş:
-Hadi Kore yemeği yiyelim.
-Nereye gidiyoruz?
-Kore Restoranına.
-Tamam da adı ne restoranın?
-Kore restoranı.
-Hayır,adını soruyorum adını,anladık Kore restoranı da adı ne?
........ diye sürüp giden bir tartışmanın içinde buldum kendimi bu gün!
Zaten ben Kore yemeği yemem diye başlayan konuşmanın sonunda da ahtapot yiyen mi ararsın,yok çiğ balıklı kimbap(Kore'nin sushi'si diyelim.) yemem ben diyip;
-Bu neydi?
-Balık.
-Çiğ balık mıydı nan bu?
-Öyleydi valla
-Iyy yedim ama... Leyn çiğ gibi de değildi sanki.
-Yok bence de biraz haşlamışlar sanki :) diyen mi ararsın,öyle bi kafadaydık yani...

Vedat Milor olmuşum da bugün haberim yok!
Her neyse konumuz yemek tabii ki değil,ama iyi yedik içtik ayıptır söylemesi.
Yedik!
Not:Ben ahtapotu beğenmedim,ama gruptan çok beğenen oldu,anacım çiğne çiğneyebildiğin kadar bir sakız gibi şişirip patlatamadığım kaldı!
Her neyse,daha kapıdan girdim etrafta her gördüğüm ahjummaya,ahjusshiye "anneyounghase-yo"lar yağdıra durayım.
OMO! O da kim?
Taa uzaklardan bir sevimli insan gülümsüyor,(Bilmiyorum bana gülümsüyor gibi geldi sanki.)
O anda.oracıkta gözüme kestirdim kendisini...
Dedim yemekten sonra bir resim çekilmek istiyorum zat-i alleriyle.
Hay hay efendim dedi bizim ahjumma ve ahjusshi...
Sonra yedik içtik elhamdülillah,benim kafa ama sürekli ahjusshide,hemen dedim hesabı kapamadan benim diğer hesabı kapasak?
Tabii ben söyleyeyim kendisine dedi garsonumuz,ama ahjusshim- aslında oppa da denebilir gençti yani- olmaz üstüm yemek lekesiyle dolu resim çekilmem demiş...
Ay canım benim işte böyle de nazik insanlar,tabii aslında bana güzel görünmek istiyor ben biliyorum ama ben her halinle severim seni dedim,dedim ama içimden dedim...
Sonra dedim bana bırakın bu işi öldürücü cazibemle hallederim hemen(!)
Gittim mutfağa,süzdüm gözlerimi.
Dedim bi fotoğraf çekinebilir miyiz,ağzım kulaklarımda?
-Olmaz,üstüm yemek lekeli dedi.
-Bana elbise diil içindeki insan lazım.
-Dedim sadece kafanızı çekerim?
-Dedi o zaman bi koşu değiştirip geleyim :) (Ahjusshi'm tabii bana şık,güzel görünmek istedi!)
O üstünü değiştirirken ben de fırsattan istifade rujumu süreyim dedim.(Dur üstüme hafif bişiler alıp geleyim gibi gelmiş olabilir kulağa ama tamamen masumane bi olaydı yani.)
Ruj dediğim de öyle küçük birşey değil

Ahan da böyle bildiğin koca paleti çıkartıp sürdüm :P
En bordo-kırmızı olanından:P
Geldi benimki seslendi kalabalığın içinden,"YOBO"m geliyorum dememek için zor tuttum kendimi.
(Yobo:Korece tatlım,sevgilim,bitanem,canım,ciğerim,canısı,gönlümün yarısı manalarına gelen söz.)
Bu gelmiş,değiştirmiş üstünü,olmuş misler gibi...
İşte bu da o anın fotoğrafı.
Tabii madem bu kadar yakınlaştık,birbirimiz için süslendik,koluna girmezsem olmazdı,biraz tereddüt ettim ama baktım dünden razı hemen giriverdim koluna,pek yakıştık,pek uyuştuk ama tabii nasıl saçma bi mutluluksa böyle bir poz verebilmişim ancak.
O sırada yine 
WOW, FANTASTIC BABY! dansı yapıyordum,fantastic bi olaydı sonuçta...
BOOM SAHAKA LAKA diyorum ve sözü uykuya bırakıyorum.
Biliyorum bu gece beni düşünüyor olacaksın ama ben arada uğrarım yanına,bedava yaparsın bana Ramyunları ben de yine dans ederim senin için...


15 Mart 2012 Perşembe

Koreli Avı-Filler Bölüm

Sayın takipçilerim arada bir avımı yazmayı unutmuşum,eh olur o kadar artık ben de kendime yetişemiyorum onu fark ettim:P

TOP ve Ben öyle yeşillik olsun diye eklemek istedim

Bu hikayemiz de Aralık'11 'de gerçekleşmişti yanlış hatırlamıyorsam...
Bu oppamızın adı da Cin Kyu Mok("C" ile yazdım çaktırmayın face'den yakın dostluğumuz bozulmasın anlamasınlar diye artık böyle taktiklere baş vurur oldum :P )

Kendisini çok şans eseri yakaladım,her zamanki gibi...
Bu sefer ben,annem ve teyzem ayıptır söylemesi Karaköy Güllüoğlu'nda gayet kallavi Türk böreklerini,tatlılarını löp löp götürmekteydik ki OMO! O da ne?
Yan masamda yine kendine yakışan asil gözlüklerin ardından çekik bir çift göz bana bakıyor...
Aslında ben de çok uzun süre kendisine bakmaktan gözlerimi alamamıştım ama annem ve teyzemin dayatmaları üzerine kafamı başka yöne çevirdimse de olmadı yemedi,yapamadım yani gözlerim sürekli zat–i allerine kayıyordu...
Annem "al sana Çinli işte seninkiler de her yerdeler Maşallah." şeklinde bir yorumda bulundu.(Kadın bu Uzak Doğu sevdamdan ne kadar İllallah etmiş varın siz anlayın...)
Dedim, bir dakika...
Ne Çinli'si bu bildiğin Koreli ayol,göz göre göre yanlış tanım yapmanıza izin vermem dedim başladım bizimkilere ders vermeye:P
Annem de teyzem de kızım bi git işine ne anladın hemen Koreliymiş diye başladılar ikisi birden benle dalga geçmeye...
Tabii benim bir göz sürekli oppada,şaka şaka ne bir gözü ikisi de oppa da:P
O da tabii sürekli bana bakıyor,huylandı tabii bu kadar şeker bi kız neden bana bakıyor diye bi afalladı yani...
Annem ve teyzem bana kızmaya başladılar;
-Kızım ayıp,yapma bak niye bana tip tip bakıyor diye çocuk bozuldu bence o yüzden sürekli bize bakıyor,edepli ol dön önüne dediler de...
Dedim ne huylanması basbayağı beni gözüne kesti gidip konuşacağım bana ne naraları arasında teyzem dur yapma etme derken Annem de bırak gitsin yoksa çocuğa ayıp olacak bizi yanlış anlayacak dedi gitsin anlatsın derdini de çocuk yanlış anlamasın bizi dedi:) (Yine annem kafa dengi kadın yaw teyzeme kalsa...)
Bu Çinli,Japon artık ne ise gidip Koreli misiniz mi diyeceksin dedi benim çok bilmiş teyzecim yine,Koreli değilse ne yapacaksın utanarak artık kafanı bi yerlere sokarsın dedi.(Bak sen biz ailecek stand up'çıyız canım!)
Koreli diyosam,Koreli'dir dedim ve.... Kalkıp sinsi adımlarla yan masaya yanaştım:P
O da bir başka Türkle sohbet etmekte o arada(Yani ikimiz de rahat değiliz aslında yoksa onu çoktan avlamış ve kanka olmuştum ama işte mahalle baskısından anca kurtardım kendimi...)
Gittim yanına,tabii ki doğru bildiniz:
-Anneyounghase-yo dedim.
O da şok! Anneyounghaseyo deyip gülümsedi.(Lanet olsun şöyle gülümsemeyin yaw!)
Ben yine anlattım derdimi,sempatimi,empatimi...
İnanamadı,çok sevindi(Sevinir tabii buldu şeker kız candy'nin gerçek halini sevinecek tabi:P )
Dedim kusura bakmayın bir süre size öyle tip tip bakmış olabilirim ama cesaretimi toparlayıp gelemedim hemen.(Yalan bakar mısınız bildiğin teyzem ve annemi savuşturup gelemedim ayol diyemedim işte ne yapayım.)
Sonra sohbet ettik biraz,futbol delisi olduğundan bahsetti...
Oooo orda dur ben de bayılırım futbola deyince zaten varin anlayın bildiğin Türk erkeğinin futbol muhabbeti yetmezmiş gibi oppayla da başladım Ofsaytı bilen nadir kızlardanım ben dedim:P
Güldük topluca(Türk çocuk da koptu tabii...)
Resim de çekilebilir miyiz acaba dedim?(Çok çekingen biriymişim gibi sordum!,ayak yani.)
Tabii dedi memnuniyetle(Ah yesinler havaya mı girdi ne?)
İşte bu da resmimiz
Ben yine mail,face bilumum uzaktan iletişim araçlarını aldım kendisinin, utanmasam kendisine GPRS filan da taktıracaktım her daim takipte olabilmek adına ama sonra yok abartma novalyamo dedim!
Geçen hafta kendisinin doğum günüydü,face'den kutlama mesajı attım.(Durur muyum?)
Demiş ki:
-Seninle o rastlantı sonucu karşılaşıp,tanşmamız çok güzeldi.(biri bunlara hayatta rastlantı diye bir şey olmadığını anlatabilir mi acaba?)
O anı,seni ve Turkiye'yi asla unutmayacağım demiş..
Hey yavrum sıkıyorsa unut:P




12 Mart 2012 Pazartesi

Bu MİM Başkaymış!

Evet, benim bildiğim mim.'in bir kaç anlamı vardı, mimarın kısaltmasıydı,mezun olduktan sonra kendimi hemen "I'm Tedd Mosby, The Architect"(HIMYM izleyen bilir.) moduna sokamadığım için,mimarım yerine ben "mim." im derdim soranlara,ya da kartvizitimin başında yazardı Mim. Neval ... diye
Bir de mimlenmek vardır bildiğim,o zaten göbek adımdır benim ne yapsam mimlenirim ben kaçışı yok bunun,bu mim ise hepten başka mim'miş henüz görmediğim hasretliğim güzzi'm ögretti bu mim'i de bana! Bundan böyle kabulümdür artık her mim. benim...
Mim. benim göbek adım, mim. benim ünvanım,mim. benim tanımım...
(Çok edebi oldu nan gidip kitap yazıcam yeminlen blog kesmez daha beni!)

En Sevilenler


1-En Sevdiğin şeyler nelerdir? Nelerden Hoşlanırsın?
Evde kalma sebebim olacak olan konuşmaya bayılırım,çenem çıksın emi diyenlere aldırmadan konuşurum da konuşurum,ama öyle boş konuşmam yanımdakileri de konuştururum en sessiz adamı açmışlığım var benim!
Etrafimdakileri güldürmeye bayılırım,Cem Yılmaz benim tahtımda oturuyo yaşım küçük diye onu çıkarttılardı zamanında,artık büyüdüm tahtımı geri almaya geliyorum cem, in ordan!
Gezerim,tozarım,dans edip şarkı söylemeye bayılırım ayna karşısında dans edip şarkı söylerim ama böyle club dansı benimki ağır takılmak bana göre diil,giyinmek zaten benim tutkumdur,tüylü şeylere bayılırım tabii sahtesine, gerçek kürk olayına karşıyım.(böyle tüylü şeyler severim ama erkeğin tüysüzünü sevdiğimi biliyosunuz zaten o olaya girmiyorum tekrardan...)
Moda benim göbek adımdır,bence herkes giyime önem vermeli kötü giyinen insanlardan niyeyse kötü elektrik alıyorum.ha tabii benden de iyi giynmesin pis kıskanırım-ama o biraz zor çok zevkliyimdir vesselam-
Film izlemekten bahsetmeyeceğim bile,günde 2 film izlemeden 1 bölüm de dizi (uzun zamandır Kore dizisi artık bu,hollywood dizilerini bıraktığımda çok küçüktüm(!) izlemeden uyku girmez gözüme bu performansı okulda sergileseydim şu anda tezimi bitirmiş doktoraya başlamış olurdum ama hayat işte naparsın!
Özellikle '50 öncesi filmlere bayılırım,insanların henüz insan olduğu yıllarda cekilen filmelere!

Arkadaşlarımı çok severim,tüm dünya nüfusuyla arkadaş olsam yetmez bana,onlara çok değer veririm,yerleri çok ayrıdır dostlarımın,arkadaşlarımın.
spor yapmak yine vazgeçilmezlerim,futbol tutkum,basket oynarım,paten kayarım.(nan cv yazar gibi hissetim iş görüşmesine giderken direkt blogumun çıktısını alcam iyi oldu bu mim işi,bi de kendimi birine beğendirmeye çalışıyomuşum gibi de bi his geldi haydi hayırlısı-ben çok entelim.dantelim böyle sakar,rezil biri olduğuma bakmayına getiriyorum olayı anladınız di mi?)
Kore'nin herşeyini severim bunu zaten söylemiycem daha fazla...Uzak doğu da öyle keza!
Yabancı dil öğrenmeye ve konuşmaya bayılır aynı şekilde yabancı insan tanımayı da çok severim bu yüzdendir ki her bulduğum Koreli'ye yapışıyorum ya,yoksa başka amacım yok yani!
Daha çok marifetlerim var da fazla uzattım,kesiyorm burda...

2-Bilgisayarda Vaktini Nasıl Geçirirsin?
Valla bilgisayar başında vaktimi yer yer faydalı,zaman zaman boş,bazen de el mahkum şekilde geçiriyorum,çizim,sunum,proje,ödev işte bunlar el mahkum kısımlar
Faydalı;hiç TV andırını izlemediğim için haberleri netten takip ediyorum
Boş,bildiğin sörf olayı ama ucu bucağı yok ne kadar gereksiz iş varsa bulup yapıyorum,
Tabii sanal alemde arkadaşlarımla da takılırım,onlarsız olmaz!

3-En Sevdiğin Filmler
İşte bana sorulmaması gereken sorulardan biri,çünkü öyle çoklar ki ama sordun bi kere kaçışı yok tek tek okuyacaksın şimdi(merak etmeyin kısa kesicem ama bana ğore kısa!)
Kategorilere mi ayırsam,yönetmenleree mi bölsem bilemedim:P
Tim Burton Delisiyim,Quentin Tarantino hastasıyım bu yüzden başlıyorum...
Tim Burton:
Big Fiş(Fish nan işte)
Beetlejuice(çocukken çok denedim 3 kere beetlejuice dersem o vahşi yaratık eve gelir de benimle sohbet eder mi dye olmadı yemedi,o zaman kızmıştım yönetmene neden çocukları kandırıyolar diye!)
The Nightmare before christmas
herneyse tüm Tim Burton filmleri işte anladınız...
Tarantino:
Kill Bill(bi dönem soundtrackleri emo,kro,ergen artık bilimum tüm erkeklerimizin cep telefonu sesi olduydu da filmden soğuyacağım diye panik oldumdu- hemen bana kızmayın kro dedim diye babam da kullanıyodu o "ringtone" u!-)
Pulp Fiction
Rezervuar köpekleri
neyse anladınız yine ekşınlı tüm tarantino filmlerine bayılırım...
Stanley Kübrick de severim,bilirim o da severdi beni...
Paths of Glory
2001:A space odyssey
Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb
Kim Ki duk severim,
Bin-Jip zaten herkes bilir
Park Chan wook severim,Kore film dünyasının babasıdır bence!
Old Boy'u yapmıştır ve benim için hollywood perdelerini kapamıştır,
I'm a cyborg but that's ok'i yapmıştır ben bi daha Hollywood'a yüzümü dönmemişimdir!
Martin Scorsese Allah seni napmasın:(hepsini yazmıyorum en favorimi yazıyorum)
Taxi Driver
Guy Ritchie(o şöhret karından boşandın da noldu film çekecek para bulamadın di mi?  bak artık o başladı film çekmeye git barış tekrar onunla.)
Snatch
Anime:
anime diyince akla gelen ilk isim Hayao Miyazaki,yakınlarda ölür diye darallar geliyo bana adam için dua edecem o derece...
Sprited Away
Howl'un yürüyen şatosu ve daha niceleri(kısa kesmek zorunda olmasam tek tek yazar imzamı da atardım ama şartlar...)
Bleach
Death Note(bunların mangasını da okuyorum daha bi destekli oluyo)
Candy Candy(ilk aşkım Terry'di hayattan beklentim bu kadar varın siz anlayın gayri.)
The Girl who Leapt Through Time
Akira Kurosawa Filmleri:
Tabii ki; 7 Samurai...
Hollywood'da da izlemekten hiç sıkılmayacağım nadide yönetmen Alfred Hitchcock:
Vertigo
Psycho
Bundan sonrasını günümüzden eskiye doğru geri sayım yapıcam sıkı durun:
3 idiots(imdb'de 10 verdigim tek film,gidin izleyin öyle gelin!)
Batman the dark knight
The usual suspects
sin city
Leon
v for vandetta
fight Club
The shawshank Redemption
The Godfather'ın alayını severim,öperim...
Guguk kuşu
Bir japon filmi: paradise kiss
Delicatessen(Jean-Pierre Jeunet her filmi süperdir Amelie'den tanırsınız kendisini.)


Arizona Dream(johnny depp ne yapsa izlerim,Kore'lileri severim biterim ama Johnny'mi bırakmadım asla ihanet etmem ona, hatta karısından ayrıldı diye de ne sevdindimdi Allah affetsin iki çocukla dul kaldı venessa ama!)
Emir kusturica'yı da severim(leyn ne cok seviyomuşum sevgi dolu bi insanim ondan olsa gerek!)
Black cat,white cat
Blade Runner
The good,the bad and the ugly!
Artık eskiye gidiyorum tutmayın beni!
Cabinet of dr. Caligari(1920)
His Girl Friday(1940) (aşk olucaksa boyle olsun)
play time(1967-komedi olacaksa da böyle olsun!)
Top Hat(müzikal olacaksa böyle)
It happened one night(yok yok vaz gectim aşk dediğin böyle olsun)
Metropolis.(tez yazarm nan ben bu filme)
amedeus(1984) bu filmi izlediğimde mozart'in benim gibi koç burcu olduğuna kanaat getirmiştim,benim filme bakış açım bu!(Yok değilmiş ama mors oldum...)

Audrey Hepburn filmleriyle uyuyabiliyorum ben ancak;
How To steal A million!


veeee...
12 angry man(1957) film budur!














4-Şu sıralar almak istediğin şey?
Kırmızı bir deri pantolon için ölüp bitiyodum ama deri bende yemedi 1.60 boyda deri gibi durmuyomuş onu farkettim,ben de deri olmayan kırmızı pantolon aldım,işte bunu istiyodum saçma gelebilir ama...

5-Şu sıralar ne dinliyosun?
BIGBANG "alive" albümünü yayınladığından beri "replay" şeklinde sadece onu dinliyorum...
I'M STILL ALIVE!





Sordum Cevapla

1-Hayatın Bir Filme Çekilse Adı Ne Olurdu?
Adı:"Biri beni durdursun" olurdu heralde...Siz ne demek istediğimi anladınız:P

2-Birşeyleri Değiştirmeye gücün olsa neyi değiştirirdin?
Tabii ki erkek milletini...

3-Seni en çok etkileyen sinema sahneleri nelerdir?
3 idiots'un her sanesinde etkilendim nan ben öyle de saçma bi insanım,
Sonra Old Boy'un da-dikkat spoiler geliyor-dil kesme sahnesinde kafayı yemiştim.
Aslında çok var etkilendiklerim ama onlar çok saçma etkilenip etkilenip hayatta uygulamaya koyuyorum ben çünkü,örneğin kore dizilerinden etkilenip onlar gibi konuşup giyiniyorum demiştim hatırlarsanız,bu gibi şeyler daha fazla açıklamayayım keza rezilliği savuşturabilitenin de bir sınırı var daha fazlası koyar bana!

4-Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilse ne yapardın?
Ben bunun hayalini çok kurmuşumdur,ama düşününce kimse olmadan çok sıkıcı be hayat,malum hayat paylaştıkça güzel ama yine de yapsam yapsam:Kore konsolosluğuna neyin gidip belge döküman karıştırırdım herhalde,Ankara'da olsaydım da kesinlikle ülke gizli bilgilerini okumak isterdim ama İstanbul'da olmaz bu işler.
Ha bi de hep o şehir içi vapur hatlarında kaptan olmak istemişimdir,o kadıköy-beşiktaş vapurlarından birini alır ve kaçardım(artık nereye kadar gidebilirsem-yok titanic vakası olmaz nerde bizde buz dağı?)

5-Şu sıralar takip ettiğin diziler nelerdir?
Dedim ya hiç tv izlemiyorum sürekli bilgisayarda kore dizisi izliyorum,onlar da:
The Moon that Embraces the sun
The princess' man(tarihi dizilere sardım.)
arada bi Gossip Girl'e göz atıp The big bang theory izlesem de hemen kore'ye geri dönüş yapıyorum...

5N1K
Ne?
Hayat
Nerede?
Uzayda
Ne zaman?
Hep vardı,hep de olacak.
Nasıl?
Daha NASA da bulamadı ben ne bilim nasıl?Ama su yok,hava yok öyle bi onu biliyorum.
Neden?
Ne neden,uzayda neden mi hayat var?Yaradan,takdir-i ilahi yani...
Kim?
Ben de onu soruyoum kim? kim olacak o şanslı şahıs?

Bundan bi tane daha yapcam bana ne :P


Ne?
İdeal erkek tipi.
Nerede?
Bi bileydim,sağ bırakmazdım.
Ne zaman?
Kaderimde ne zamansa o zaman,ben kadere inanırım...
Nasıl?
Off off ideal erkeğim öyle ideal ki yok o yüzden gerçek hayatta,böyle boylu poslu ama yine de dans ederken nefesini tenimde hissedecek kadar uzun olsun öyle tepeden de bana bakmasın,kaslı olsun omuzu geniş,sesi de güzel olsun,evet biliyosunuz döşünde kıl olmasın,dudaklarında buse olsun
nan çok romantikleştim gece gece burda kesiyorum...
Neden?
İdeal erkek tipi herkesin vardır benim de var da ondan yani...
Kim?
Ben de onu soruyoum kim? kim olacak o şanslı şahıs?
hahah bu son cevabım buna da uydu....

Bu mim. olayını bana öğrettiği için sevgili güzzi 'me teşekkürü borç bilirim...
Sıramı da unni 'me vereyim...
















Bu Sefer Gafil Avlandım!

Evet sevgili okurlarım başlıktan anlaşılacağı gibi bu sefer faka bastım!
Ama suç benim değildi,o sırada benim gibi Kore yandaşı olan arkadaşlarım beni katakuleye getirdi heyecan yaptım sonuç içler acısı(değil tabi sonuç tam da novalyamoya yakışır bir şekilde rezildi ama bunu toparlayabildi...)
Metrobüsten indik,otobüs kuyruğunda otobüs bekliyorduk.(zaten otobüs kuyruğunda tren bekleyecek halimiz yok yani!) (3 arkadaşız güya bu diğer ikisi de Koreli seviyor!)
Bunlardan biri bana
-aa bak bak çekik,hatta Koreli bu Koreli dedi beni gaza getirdi ben de heyecan yaptım ahjusshi'nin önüne anneyounghase-yo diye atladım!
Amcam da çok tatlı bir Türkçe'yle:Maalesef ben Capon'um dedi :)
-bu güne kadar hiç ıskalamadım Kore'li,Japon ayırırım hepsi bu iki arkadaşın beni panikletmesi yüzünden oldu.-
Evet tam bu cümleyi kurdu J'yi de "C" olarak telaffuz etti bir an hangi ilimizden,hangi yöremizden bu amcam diye şüpheye düştüm,ama tabii yılmadım,rezil olmadım, çünkü ben bunları savuşturabilecek nitelikte biriyim.
Hemen kıvrak zekamı ve üstün dil bilgisi yeteneğimi kullanarak;
O zaman KONICHIVAAAA diye önlerinde selama durdum,tabi amcam da Capon eşi de hatta minik bebekleri de bana güldü!!!
Ama sonuç gafil avlandım ama yem olmadım,toparladım,işin içinden sıyrıldım.
Çünkü hayatta rezil olmak diye bir şey varsa onu savuşturabilmek diye bir şey de var!
(Ha tabii bu biraz zeka,yetenek,yüzsüzlük gerektirir o ayrı!)

7 Mart 2012 Çarşamba

Kore'li Avı Günlükleri-4'e Hazırlıklar Başladı

Evet sevgili takipçilerim,Kore'den vazgeçemeyenlerim,
başlıktan da anlaşılacağı gibi yeni bir avı ele geçirmiş bulunmaktayım-yok nan aslında bu sefer o beni ele geçirdi bak valla,anlatacağım şimdi göreceksiniz bu sefer madur benim yeminlen!-
Aslında yeni oppamızla buluşana kadar buraya yazmayı düşünmüyordum ama yoğun istek üzerine beklemelerinizin boş olmadığına işaret etmek babında bu yayını yapıyorum...
Bu arada bunu yazrken aklıma geldi ben bundan yaklaşık 5 ay önce proje yapmak içın gittiğim yerde de bir Koreli avlamıştım yaw?(Proje diye gittim ne diye çıktım hayatım hep bu yönde seyrediyor.) hatta bana Kore'ce öğretsin diye de zorla telini almıştım,ama o defteri bulamadığıma yanamaktaydım ki,hiçbirşey için beynimi bu kadar zorlamamışımdır ,olay anının bir canlandırmasını yapıp,aynı elbiseleri giyip,aynı çantayı taktım ve hatırldım :D (Dayanamayıp gülüyorum,çünkü gerçekten bu şekilde buldum!)
Hemen ona da bir mail atıp geliyorum:)
Attım,geldim cevabını da iletirim. Muhtemelen git Kore'de öğren diyecek ama olsun (bu seferki oppa değil merak etmeyin.) unniydi(Kore'ce abla-ama kızların ablası)
Neyse gelelim yeni hikayemizin başlangıcına...
Bu olay da geçtiğimiz Salı yani 28 Şubat'ta gerçekleşti,şöyle ki ben okula gitmemiş doktora gitmiştim,doktordan çıkınca da tekar okula gitmek yemedi tabii gezesim geldi her Türk genci gibi saldım kendimi Cevahir AVM yollarına...
Böyle orda burda oyalanırkene yine benim meşhur mekanım starcbucks'a oturdum,yüzümü döndüm umuma kahvemi içiyorum.(Bakın böyle yerlerde k..çınızı umuma dönersiniz herşeyi kaçırırsınız nitekim yüzümü döndüm,
Oppyı gördüm...
Aslında bu sefer ilk o beni gördü, diyeceğim ama yok aynı anda oldu yoksa onun beni gördüğünü ben nasıl görebildim? oppaya da hemen suç atmayalım...
Neyse buncazımın da yanında yine bir Türk kızı.(Allah'ım ne hallere kaldık,artık bulduğum Kore'lilerin yanında bir de eşantiyon Türk Kızı durumu yaşıyorum.)
Kız Wc'ye gitti bizim oppa bildiğin beni kesiyo :P
Hayır şimdi ben belgelerle konuşan bi insanım biliyosunuz yalan yok,valla böyle gözlerimin içine içine bakıyor.(Gerçi benim yüzümde nereye baksan gözlerimi görürsün ya neyse.-pörtlek ya o manada.-)
Yani kendimi denk getirmeye çalışmadım,hatta böyle başka taraflara bakayım dedim novalyamo öyle hemen ne bakıyosun hafif sanacak seni dön ağır ağır kahveni iç dedim kendi kendime ama ayıptır söylemesi k..çım bi tarafa yüzüm başka tarafa bakıyordu yani,duramadım olmadı,başaramadım...
Yine de ses etmedim,kalabalıkta "anneyounghase-yo" de de hoparlörden adını anons etsinler di mi neval? dedim ve sustum oturdum koltuğuma,hem dedim yanında kız var gitsin onunla takılsın bana ne...
Ama yine yemedi tabii o bana bakıyor,ben ona... Kız da bir türlü çıkmak bilmedi bekledim çıksın diye,çikarsa hiç bulaşmayacaktım bu oppaya ama kızda gidiş o gidiş,dedim Neval yine kader işte sen oppaya gidebilesin diye Yaradan kızı tuvalete düşürdü heralde,hadi bismillah diyip kahvemi hızlıca yudumlayıp,çok ceylan vari seksek sekerek sandalyeden kalkıp,oppanın yanına gidip benimle bütünleşen hatta artık bir Koreli'ye benden daha az yakıştığını düşündüğüm o meşhur cümlemi kurdum,evet hepberaber söylüyoruz:
ANNEYOUNGHASE-YO!
omo! şaşırdı tabii,hey yavrum daha seni ben ne çok şaşırtacağım inşallah da haberin yok dedim içimden,bunları içimden söylerken de kız gelecek beni sevgilisiyle basacak diye yusuf yusuf modundaydım :P
Neyse fix anlattım benim paket programı,dedim o kız arkadaşınız mı,Türk olan? (Çaktırmadan lafı alıp ona göre kaçacağım.)
Yok,dedi o daha 21 yaşında küçük o(adamlarda 21 küçük ben de işte ergen sayılıyorum onlara göre.)
Ben 30 yaşındayım ne işim olur dedi:) (ilk kez adam akıllı bir yaşı,boyu,posu olan bir oppa bulduğuma mı sevineyim,kızı benim için oracıkta sattığına mı sevineyim bilemedim,ama her halükarda sevindim,belli de ettim,bi oh çektim, oppaya gülümsedim...)
Bu arada oppamız Türkçe konuşuyor.Ben İngilizce devam ederken konuşmaya sen de Türk müsün diye sordu ve aldığı cevap karşısında gönlümü kazanmak için başladı Türkçe konuşmaya,süper de konuşüyor yani,burda çalışıyomuş.
Dedi sizdeki Kore sevgisi ne,bu yanımdaki arkadaş da böyle Kore'li sevdiği için benimle takılıyor dedi.
Sonra dedim zararı olmazsa mailinizi alayım?
dedi sen iste canımı vereyim...
Yok dedim canın senin olsun,bana Koreli'nin ölüsü değil dirisi lazım!
Derken verdi tabii ben de mail attım hemen akşamına(yok o kadar da değil bir kaç gün sonra ne de olsa bu sefer oydu ilk bakan,dedim neval havan olsun.)
Beni hatırladınız mı diye?,
dedi seni unutmak mümkün mü?
Dedim tabii ki değil de bir emin olayım diye öylesine sordum:P
İşte 3 haftalığına Kore'ye gidiyorum,(gel seni de götüreyim? Yok tabii o kadar da değil hemen kanmayın canım siz de,Alla Alla...)
Dönünce görüşelim dedi...
Bir an durup düşündüm,nan neval yok görüşmeyelim desen ne der diye? de demedim tabii,omo! çok mutlu olurum dedim.
Şimdi zat-ı allerinin dönüş yolunu bekliyorum,asker yolu bekler gibi...
Dönünce inşallah olanları resimli-belgeli anlatacağım,takipte kalın...
o zaman kadar da belki  doğal ortamında novalyamo'nun başka rezilliklerine şahit olursunuz...




4 Mart 2012 Pazar

Kore'li Avı Günlükleri-3

Başlıktan da anlaşılacağı üzere her yeni hikaye bir yeni oppa(hatta iki,üç artık kaç tane denk gelirse.)
Lakin bu hikayenin olduğu gün aklımda durmadan çalan tek bir şarkı vardı "BIGBANG-BLUE" daha yeni çıkmıştı,hatta dongsenglerim de bana sormuşlardı Blue çıkmış nasıl beğendin mi diye de,dedim ben bir VIP'im(BIGBANG hayrnalarına-ergenleri desek daha doğru olur- bu soruyu sorulmamış sayıyorum...)
O yüzden bu yazıyı okurken siz de bu şarkıyı dinleyin istedim daha bi ambiyans olsun,beni daha iyi anlayın,hissettiklerimi hissedebilin diye!



Bu avım daha 1 hafta önce yani 22 Şubat Çarşamba aksamı Taksim tünelden yürüyerek Karaköy'e inmek üzereyken oldu,hayatımda geçirdiğim en tatlı ve güzel günlerden biriydi eve geldiğimde yüzümde hala salak bi sırıtış vardı,ne kadar salak da olsa sırıtmak güzel şey!
Lakin bir resim daha paylaşmak istiyorum Allah rızası için bu nasıl arkadaşlık,dostluk kankalık?
Haksızsam haksızsın novalyamo diyin!
tıklayın görün gününüzü çünkü ben gördüm!

bu oppa gecen yazıda anlattığım oppa hatırlarsanız oppamı beğenmeyenler için zorla beğendirebilmek açısından koydum,ama bundan iyisi Şam'da kayısı da değil tabii!

2 Mart 2012 Cuma

Kore'li Avı Günlükleri-2 /Part-II


Evet baylar bayanlar,Kore'den kopamayanlar Günlük 2,part 2 'ye hoş geldiniz,kendinize rahat bir koltuk çekin keza part 3'e uzatmamak için bu günkü yazımı biraz uzun tutmuş olabilirim.
Eğer bir önceki yazıya gidip hemencecik bir göz gezdirirseniz en son sinema salonunda kalmıştık,ben de zaten çok uzun bir süre o salonda kaldım çıkamadım,çıktıktan sonra da dengem şaşmış durumdaydı varın siz anlayın içerde neler olduğunu!(OMO!(Korece şaşkınlık ifadesi.)Yine smiley kullanamıyorum değil mi?)
O zaman sinema anılarımızı ve yaşadıklarımı o salonda bırakıyorum ve kaldığım yerden devam ediyorum...
bir gün de biz ofiste ezik mimarlar olarak sabahladık ve o Cuma oppama adaya gidelim diye söz verdimdi ben tam 28 saat aralıksız çalıştıktan sonra ve 30 saat uykusuzluk hali olmasına rağmen oppamla  vakit geçirebilmek için tabii ki adaya gittim,durur muyum kim tutar beni?
Ama gözler şiş,kırmızı,lensler göz bebeklerimle bütünleşik halde(çıkarmayı denedim olmadı dedim kasmaya gerek yok yerlerine cuk oturmuşlar, onlar halinden memnunsa ben de memnunum.) ve boş boş bakıyorum tabii lensler göz bebeklerinizle bütünleşik olunca gözde ima olmuyor! 

-oppa nasılsın diyor bende ifade manasız! dedi git yat uyu delirdin iyice ben de 
-ani-yo seninle adaya gideceğim dedim çocuk delisin sen dedi ben de 
-"de" ama" hayatta birşeylerden fedakarlık yapmazsan fedakarlık yapamayacaklarını da kaçırırsın  (ben yazdım ben söyledim o yüzden fosforla gözünüze sokuyorum.)diyince duygulandı yine kafama vurdu(aşkının simgesiydi bu tekme tokatlar artık emindim bundan.) bindik vapura gittik adaya
bu da yolda ben uyumak üzereyken oppamın çektiği resim:



P.S:Evet resmin hiç bir özelliği yok oppa elinden çıkmış olması dışında hatta gayet suratsız bir resim ama arada yeşillik olsun diye koyuyorum.

Ada'ya gittik vapur kısmı bile eğlenceliydi ben uyumamak için elimden geleni yapıyordum çünkü oppam uykusuzluğumun sebebini kendinde arıyordu(aramalıydı da!) o kendini suçlu hissetmesin diye gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum...
Sonra yolda biz böyle yine ense tokat şakalaşırken bir ahjumma-ahjusshi(Kore'ce teyze-amca)(karı-koca olduklarını tahmin ediyorum.) bize bakıp gülmeye başladılar(evet aynı Kore dizilerindeki kıskanç ahjummalar gibi, böyle manalı manalı bakıp gülümsediler ne kadar beynelmilel(Bu sefer Kore'ce değil Arapça uluslararası demek) bir ilişki yaşadığımızı düşünmüş olsa gerekler...
Hatta yanımıza gelip sohbet ettiler,nerede tanıştınız filan diye(Teyzecim hiç başlamayalım o konulara hiç girmeyelim adım kötüye çıkar maazallah dedim içimden.) de birimiz de ağzımızı açıp "biz sadece arkadaşız seviyeli bir ilişkimiz var çekmeyin kardeşim!" diyemedik(çünkü açıkça sormadılar,onlar sormadan atlayıp böyle şeyler söylersem yarası var gocunmuş muamelsi yaparlar adama.Evet yaram da var gocundum da ama... )
Onlar gittikten sonra oppa yine kafama vurup kötü çocuk senin yüzünden beni Türkiye'den kovacaklar kızımızı bırak diyecekler dedi! (evet evet istediğiniz gibi küfredebilirsiniz o an ben de zor tuttum kendimi (küfretmek bünyemde yok!) hem aramızda bir şey yok de hem de böyle götüm götüm yanaş bana,siz Koreli de olsanız "Y" kromozomunu aldınız mıydı bünyede bir bozulma oluyor tabii kabul etmek lazım...)
Saat vapurdan inme vaktiydi,adaya gittik, tabii ki FAYTONA bindik,aslında çok pahalı diye ben binmeyelim diye ısrar ettimse de oppam 40 yılda bir kere geldim,her şeyi denemek istiyorum dedi(evet bizde de mantık böyle olduğu için gayet anlayışla karşıladım kendisini ve aman boş ver bi kerecik kıyarız paraya dedim(duyan da dünya turuna çıkıyorum da paraya kıyıyorum sanar...)-ama bir yandan da leyn novalyamo o parayı kazanabilmek için bugün 30 saat uyumadan çalıştın 30tl nası vercen diye boğazımda bişi düğümlendi malum fayton 60 tl adada 2'ye bölünce 30 tl çok para nan! )
İşte biz bindik tıngır mıngır giderken bu sefer oppam rahat, alıştı tabii koy kafanı omuzuma uyu dedi
Bak şimdi dayaklık mı değil mi?(Hayır böyle küçük şeylerden ümitlenebiletesi yüksek olan bir ben miyim? deyin bana ona göre psikiyatra gideceğim...)
Çünkü benden bir kötülük gelmeyeceğini artık anladı leyn bu kız,deli,matrak,gırgır şamata bişi bundan zarar gelmez el kol tekme tokat neyin atıyorum sesi çıkmıyor garibim varsın omuzuma uzansın demiştir!(Çünkü sinemada olan olayı bile sineye çekip hiçbir şey olmamış gibi yola devam ettim ya işte orda hata ettim ben halbu ki gözüne gözüne sokaydım utancından ülkeyi terk ederdi de işte ben gururlu kızım!) bu saatten sonra mı birşey olcak demiştir içinden (Allah'ım umutsuz vakayım ben neden oppalar bana yan gözle bakmıyorlar anlamıyorum ki-desem de aslında bakıyorlar da ben onlara bakmam diye itiraf edemiyorlar bunu da biliyorum!-kardeşim işte tamam "Y" kromozomunun azizliğine uğramış olabilirsiniz ama bu demek değil ki illa hepiniz taş,kaya,kütük olun...)
Bu da faytondan bir resim,evet yine bir özelliği yok ama bakıp bakıp leyn bu kıza yapılır mı demeniz için paylaşıyorum...

P.S:Ne kadar itirazım var hakim bey modunda konuşmuş olsam da acı gerçek suratımdaki ifade mutluluktan sersemlemiş bir Türk gencinin ifadesi kabul ediyorum.

Sonra ben de uyumak istemiyorum aslında hem anın tadını çıkarayım hem ada'yı göreyim hem de oppam kendini suçlu hissetmesin diye ama ne mümkün koydum kafayı uyumuşum biraz ama çok da uyuyamam ben öyle hemen her yerde toplasan 10 dak. anca olmuştur uyandım,o da eliyle tekrar kafamı omzuna zorla yatırdı.(Evet evet tutmayın içinizde, dökün içinizi rahatlayın bu ne kalleş bir yaşam tarzıdır diyin.)
Başta romantik başlayan bu olay daha sonra savaşa döndü ben kaldırmaya çalışıyorum kafamı o yatırıyor böyle boynumun tüm kaslarını çok zorladığım için 2 gün boyunca tutulmuş halde gezdim-yan yan bakıyordum herkese-sonra heyyyttt diye dellendim kaldırdım kafayı.(Tabii oppa oppa diye ortalarda dolansam da kimseye boyun eğmeyen şanlı Türk kızıyım ben öyle bunu yap şunu yap kimse emredemez bana!-ne gülüyorsunuz be?Olayı buraya nasıl getirdiğime mi?-)
Bunun üzerine ikimiz de saf saf birbirimize bakıp koptuk,çünkü bayağı bir hırçın kükreyiş sergilemiştim.
Dedi ki niye uyumuyorsun uyu biraz daha yok dedim ortamın(ve tabii ki senin) tadını cıkaracağım.
Sonra yorgun olan bir ben değilmişim meğersem atlar da yorulmuşlar mola verdik(Hayır benim bildiğim atlarda laktik asit salgısı yok yorulmazlar ancak çatlarlar çatlayana kadar da yürümediklerine göre anlayamadım bana kaderin bir oyunu mu bu dedim ya neyse...)
bu da o molada oppamla benim resimlerimiz(bakmayın burda pek yakışıklı gözükmüyor ama yakından çok daha sevimli.ya da bana da öyle gelmiş olabilir kabul ediyorum.


Oppamın resmi için link veriyorum öyle ulu orta resmini koymuş olmayayım mahkemelerde sürünmek istemiyorum!

Bu da çok merak ettiğiniz oppa!

Sonra adada yürürkene ben artık zaten kendimden geçmiş bir halde zombie şeklinde yürüyorum ama yine de tedbiri elden bırakmıyorum okuldan alışığım ben 40 saate kadar dayanabiliyorum şarjım uzun süreli hamdolsun ki!
Derkene(ben bayağı blog havasından çıktım saldım senli benli yazıyorum artık.) böyle bir yüksekçe merdiven çıktı karşımıza ağaçlar ve arkada güzel bir bina oppa dedi
- hadi bakalım mı oraya?
ben şöyle uzun bir süre merdivenlerin basamak sayısı*benim hızım/şarj durumum'u hesaplayıp oppaya boş gözlerle bakıp dışardan nasıl gözüküyorum bunu yapabilecek gibi miyim sence oppa sana da yüz verdik astarını ister oldun dedim.(Tabii artık baktım kankayız alttan almak yok bende de...)
(Bir an acaba sırtına alıp da taşır mı diye beklentiye girdimse de o kadar da romantik değiller beklemeyin olmadı öyle bişi )
amaaa...
şöyle bişi oldu:
yavaş yavaş çıkarken bir anda elimi tuttu, OMO!
Ben elimi çekip çekmemeyi düşünmeye çalışırken beynim o sıra uykuya meyilli olduğu için düşünme hızım da yürüme hızımın 10 kat yavaşı olduğu için ben tepkimi verene kadar o elimi bayağı sıkıp merdivenin başına varmış olduk...
ama merak etmeyin öyle hemen elinizi tuttu diye bizim oppalar sizi sevgili edinmiyor ben de vurdum duymazlığa vurdum işi kısasa kısas dedim sen ne yaparsan ben de yapacağım hadi bakalım sonunda hangimiz daha acı çekeceğiz diye.
Sonuçta sanki tek taraflı yeter gayri dedim bu Koreli'ler de kendilerini pek bişi sanar oldular Te Alla'm ya...
Sonra ben de dedim oppa noluyoruz hem aramızda bişi yok hem de elimi tutuyorsun bu reva mı diye (ben de çok açık sözlüyümdür hiç çekinmem dank diye atarım! )
o da koptu yine kafama vurdu(vur tabii şamar oğlanıyım ya ben... )
(ama içimden de aslında hala leynn dizilerdeki olayları yaşıyorum resmen vur oppa vur benim gocam herşeyi bilir,gocama sorun moduna girdim. )
oppam uyanıktı işine gelmeyen soruları cevapsız bırakırdı,bu sorumu da yanıtsız bıraktı,Türkce'sinin yetersiliğine vurdu işi...
Bizim oppa(bizim diyorum artık umuma açtım ya hepimiz birimiz,birimiz hepimiz içın mantığı vardır bende.) bir araYunan adalarına gezmeye gitti çok üzülmüştüm o zaman.
Arkadan da nadide illerimizden Konya'yı filan gezmeye gitti ve artık dönüşüne bir kaç gün kalmıştı ben de ona herhalde daha görüşemeyiz herşey için gomawo-yo çok memnun oldum diye mesaj attımdı.
O da hemen öyle veda mı olurmuş dedi ben seni görmeye geleceğim dedi. OMO!
Ve sırf bana veda edebilmek için 1 gün önceden geldi tüm gününü benimle geçirdi yine beni omuzuna yatırdı,bana dedi ki:
Böyle kötü çocuk olma,uslu ol,her Koreli iyi değildir dikkatli ol dedi.
Yani aslında bence kıskançlık yaptı benden başkasına oppa demeye getirdi(evet erkekler ne söyler kadınlar ne anlar mantığı !)
Burdan çıkan günün sözü:Her gördüğün Koreli'yi oppan sanma,bu bizdeki her gördüğün sakallıyı deden sanmayla aynı anlama geliyor Kore'deki kullanım şekli bu yönde.)
Vedalardan hiç haz etmeyen bendeniz ağlamaya başladım(yaa vedalardan nefret ediyorum,Allah'ım sevenleri aşıkları,dostları,aileleri hiç ayırmasın inşallah-hadi size dua da ettim.-)
O da ağlama kötü çocuk dedi,ben de weo?(bunu öğrenmiştiniz o yüzden kırmızı yazdım bir sonraki yazıda sınava tabii tutacağım artık ezberleyin!) sen de ağlamak istiyorsun ama yemiyor di mi dürüst ol oppa bi kere de dürüst ol dedim o da koptu ben de son bir kez daha...
Ama o da çok duygulandı uzun süre sarıldı bana(evet yine aynı sahne) ve yine gider ayak kafama patlattı bir tane daha...

1 Mart 2012 Perşembe

Kore'li Avı Günlükleri-2 /Part-I

Yine geldik av günlüklerimin 2. bölümüne bu hikayemi bir kaç partta anlatacağım keza oppayi bir kere ele geçirdim bırakmam mantığıyla ilerlediğim için olaylar uzun vesselam...
Yeni oppamızın adı:Jung Min Lee(soyadını arkaya yazdım Avrupalı vari...)(İsmini  niye veriyorum diye hiç düşündünüz mü?Veriyorum çünkü başta dediğim gibi bunların kurgu ya da hayal ürünü olduğunu düşünenler için belgelerle konuşacağımı belirtmiştim.)
Evet kendisini ilk yolda yakaladığım zaman omo!! PARK JUNG MIN(bilmeyenler için kendisini tanıtmak yine bana farz oldu,bu aç parantezler kapa parantezler bir blogger'in korkulu rüyası yazan bilir,kapa parantez.) gibi mi dedim şeker kız candy gibi gülümsemeye çalışarak ama oppamız koptu evet onun gibi ama Park değil Lee dedi gözlerimi alan gülümsemesiyle...
PARK JUNG MIN(SS501)
 P.S:Kendisi biraz estetikli bir oppamızdır daha doğrusu estetiği çok belli olan bir oppamızdır.


LEE JUN KI
P.S:Jun Ki'nin yüz şeklini kendime benzetip dururum ama o benden daha yakışıklı ben de ondan daha güzelim.

 LEE MIN HO
]
P.S:Kore'yle dizilerle yakından uzaktan alakası olmayanlar şimdi kesin bu üçünden Min Ho'yu beğenecekler,çünkü daha Türk stanadrtlarına yakın bir erkek bi işte döşünde kıl yok standart sapma olarak.(ben de bu döşte kıl meselesiyle kafayı bozmuş durumdayım,Alla'm sen affet ama kesin döşü kıllı bir kocam olacak ben de o yün yumağının içınde kaybolacağım,çünkü çok büyük konuşuyorum.
Ama amacım büyük konuşmak değil hayellerim yani...

Dedim olsun Lee'yi de severiz biz Lee Jun Ki, Lee Min Ho'muz var o soyada sahip dedim. (bu sefer Candy'den çok gargamele benziyordum muhtemelen çünkü o gülümsemesi hala beynimin içinde serotonin hormonunu salgılayan bölümde aktifti) çocuk bilmediğin bir oyuncumuz var mı dedi ,ben de yok yakışıklı olduktan sonra hepsini bilirim dedim...
Evet hikayemiz ilginç başliyor çünkü bu oppayı avladığım gün bir önceki sayfada anlattığım Q oppaya veda ettiğim gündü çok bereketli bir gündü,belli ki av mevsimi başlamıştı hiç boşluk olmadan yeni oppamı bulmustum!
İşte Q oppayla vedalaştım salya sümük tam böyle eve dönüş yolunda metroya gidiyorum omo! o da ne bi Koreli daha(Koreli olduğuna emindim gözündeki gözülüğün duruşu bile asildi.
Bu sefer nasıl heyecan yaptımsa sesizce değil, gayet panik bir şekilde kalabalığı zorla yararak anneyounghase-yo oppaaa diye bağırdım(farkettiyseniz mekan yine avım için zor benim için kolay bir mekan olan metro istasyonu kaçacağı hicbir yer yok...)
O da bir an durdu güldü(ahh o gülüş yok mu,neyse burda gerek yok!)
anneyoung dedi(-yo kısmı yok hemen samimi oldu yani o derece)
na neval-imnida(oldu bunu da açıklayayım değil mi yok o kadar da değil bu gayet Korece cümle yapısına giriyor,kelime ölçeğinden daha büyük.) dedim.(artık Kore'ceyi ilerletmiştim cümle kurabiliyordum.)
O da "kjajkvhakjvhajg" dedi (korece biliyo musun diye sordugunu tahmin ettim.)
ben de ani-yo dedim.(Kore'ce "hayır" demek.) 
Sonra o tekrar "lvjkvhfjhkjcnjv" diye sordu bu sefer tabii hic bir halt anlamadığım için İngilizce olarak "ben korece bilmiyorum"(artik bunun da İ
ngilizcesini istemezsiniz herhalde?) dedim o da Türkçe olarak peki Türkçe biliyor musun dedi ben şok!
(P.S:öğrenmiş olduğunuzu varsaydım kelimleri kırmızı olarak yazdım haydi yine ögretici bir yazıya denk geldiniz,iyisiniz...)
Meğer oppamız  Türkçe biliyormuş ben bunu bilmediğim için başta Korece sonra İngilizce olaya müdahil olmaya calışırken bizimki 1-0 öne geçti ve mükemmel  Türkçesiyle :Korece bilmiyorum diyosun ama cok güzel konuşuyosun dedi.(İçimden yok henüz o chapter'a gelmedin Neval gazı alma,alma gazı dedim.)
O anda ben cevabımı almıştım oppayı oracıkta bırakıp yoluma devam edebilirdim bile o gaza gelmiştim bu Korece'yle her oppayı avlayıp,tavlayabilirdim(!) Neval git Kore'ye ne işin var burda dedi bana şeytan ama sonra dedim size oppa diyebilir miyim?(o derece döndüm şeytan yolundan.)
O da koptu ben de, hatta tüm metrodakiler de(artık ne anladılar bilmem ama onlar benim bir çekiği çevirip konuşmama gülüyorlardı beni parmaklarıyla işaret edip işte bu yine aynı deli dediklerini duyar gibiydim ama bana koymazdı,çünkü ben rezil olduktan sonra bunu taşıyabilenlerdenim!(Çok göz kırpma smiley'i koyasım geldi ama blog'da olmaz.)

Neyse sonra, tabii diyebilirsin ama kaç yaşındasın dedi Allah'tan ondan bir yaş küçüktüm o yüzden "tamam tabii ki oppa diyebilirsin" dedi.(deme deseydi de diyecektim bundan haberi hiçbir zaman olmadı...)
Acelemiz vardı ikimizin de dedim sorun olmazsa mail adresini veya facebook adresini alabilir miyim diye,o da hiç kasmaya gerek yok al bu benim Türk numaram(turkcell hat yani) burdan ara konuşalım dedi omoo! 2'dir 4 ayak üstüne düşüyosun neval az daha zorlasan 

-hadi hiç kasmaya gerek yok benimle gel Kore'ye evlenelim diyeni de yakalarsın sen 
dedim kendi kendime ama dediğimle kaldım...
Aldım tabii teli kaydettim bir de arkadan mesaj attım bu da benim telim diye bana cevap olarak teşekkür ederim
kk(Kore'ce hehe anlamına gelmekte) diye bir mesaj geldi omo! "kk" diyen dillerini yerim senin dedim içimden ama ben içimden sanmakta iken dışımdan da gayet aptal bir gülümseme vuku bulduğu için metrodakiler tip tip bana bakiyordu amaaa...

evet rezil olmanızın hiçbir önemi yok hiçbirşey yokmuş gibi çabuk toparlanabildiğiniz sürece!(Hem böyle deli modda görünmenin faydalarını da yaşıyorum,umuma açık mekanlarda kimse deliyle muhattab olmak istemez,toplu taşıma araçlarında yanınıza oturmaktansa ayakta kalmayı tercih ederler o yüzden varın deli olun gayri.)
Sonra oppaya mesaj attım müsaitsen görüşelim diye o da olur dedi ilk Kadıköy'de buluştuk(çünkü benim iş yerim ordaydı daha çok görebilirdim yüzünu diye oraya çağırdım sağolsun kırmadı geldi,böyle benden önce gelmişti bekliyodu beni güneşin bağrında gözünde çok Cool  armut biçimli Ray-Ban güneş gözlükleriyle ve görmesem de emin olduğum cillop gibi pürüzsüz göğüsüyle Allah'ım simdi aşık olmazsam asla olmam sakin ol neval geçecek hemen gemileri suya salma dedim icimden!
Bir müddet gezdik ona kebap yedirdim,aynı soruyu ona da sordum ilk ne düşündün diye sana öyle yaklaşınca,dedi ki:
daha önce yanıma aynen başka bir kız daha gelip aynen senin gibi ben Kore dizilerini izleyip Kore'lileri çok seviyorum diye sen de öyle diyince benimsedim artık dedi(adama bakar mısın utanmasa ünlü kompleksine girip bi dağılın diyecek!) ama ilk olay olmadan önce paniklemiştim o kızdan kaçmaya çalışmıştım dedi (ilk başta kıza kızmıştım nasıl benden önce oppama yanaşır diyenlik ama sonra işin zor kısmı ona patlamış ben hazıra kurulmuşum diye de içten bir gomawo-yo çektim.)(Aaa yok valla açın sözlüğe bakın artık Allah rızası için!)
Biz böyle sürekli görüşmeye başladık,hatta iş cıkışı akşam bile geliyordu müsait oldukça hava kararana kadar geziyoduk kendisi 1 yildir burdaymış ama ben son 4 ayında yakaladım kendisini(en azından son gün vakası değil.)
O da mimarmış dedim heralde buldum! hayatımın namjasi(Kore'ce erkek) o olsa gerek ama değilmiş kayebedince anladım gerçekleri.
Bir akşam işten çıktım o da gelmişti artık bayağı normal chingu (Kore'ce arkadaş) olmuştuk benim botlarım biraz topuklucaydı böyle yorulmuştum da o da niye illa beni görmek icin böyle yoruluyosun evine git dinlen dediydi ahh düşünceli insan!
Dedim az vaktin kaldı ne kadar görsem o kadar kar!
Dedi az mı? daha 3 ay burdayım görüşürüz daha dinlen sen dedi ama ne dediyse de gitmedim tabii,sonra böyle bakti ben yorgunum yürürken koluma girdi,havada yagmur da yağıyodu (burası çok romantik aynı Kore dizilerindeki gibi,kim demiş işte onların sadece dizilerde olduğunu... )
benim şemsiyem vardı onun yoktu koluma girdiği için o zaman gel altına gir şemsiyemin dedim de küçük o şemsiye anca sana yeter ben de kapüşon var bişicikler olmaz sen ıslanma yeter dedi-ağlar mısın,güler misin?-Ben ağlamayı seçtim...
Konu KPOP'dan açıldı(eh be anacım Kore-Pop demek işte) ben saydım sevdiklerimi o da 2 am'in bi şarkısını çok seviyomuş benim de en sevdiğim romantik şarkı dedim hatta hemen ipodu'mu açıp dinlettim inanamadı sonra dedim oppa sen söylesene o şarkıyı suratıma bi ters ters baktı,hatta deliymişim gibi baktı ama bana koyar mı tabii ki hayır ben rezillikleri kaldırabilitesi yüksek insanım!) ama ben weo?, neden olmasın diyince yumuşadı hemen,oyy yumuşak kalplidirler Kore'liler kıyamazlar öyle bakmayın köpek,börtü böcek yediklerine... 
ve başladı söylemeye yağmur altında ikimiz kolkola bir şemsiye altında 

orado nam kumkuman jaroo ,sensengil ...
(ben boyle anlıyorum ama aslında lyrics nasıl hiçbir fikrim yok aşağıya ekliyorum siz de dinleyin bakalım siz ne anlayacaksınız.) 


2 AM


Bir Türk erkeğinden görmediğim sevgiyi,şefkati,romantizmi elin çekiği diye adlandırdığınız şahışta gördüm ya bana daha da gelmesin Türk erkekleri.
Güney Kore'nin Kuzey Kore'den beklentisi neyse benim de sizde beklentim o.(Yani gölge etmeyin başka ihsan istemez meselesi.)
Sonra dedim bu bizim şarkımız olsun o da ne bizim şarkısı biz sevgili miyiz dedi.
içimden "de"(Kore'ce evet) demek istesem de dışımdan "ani-yo" dedim.(Bunu daha önce açıkladım gidin bulun.)
Yaa illa sevgili mi olmak gerek arkadaşların da şarkısı olur diyince yine bir cool bakış atıp e peki madem dedi ama bende yalama yaptı iki de bir oppa hadi şarkımızı söyle demeye başladım.(Ne kadar Turke erkeğine laf atsam da ben de sıradan bir Türk kızıyım evet!)

Çocuğa da daral geldi hayır artık söylemiycem sıkıldım dedi.(Dedim Rabb'im sana geliyorum.)
Ben de iyi o zaman yeni oppa bulurum o söyler,ben dinlerim dedim(yapmadığım şey mi işim bu benim kendi de biliyor zaten 2.avım oldugunu.)
Bunu duyunca tamam git bul hani nerde göster dedi akıllı çocuk yemedi blöfümü.(Daha önce de dediğim gibi bu Kore'liler var ya Kore'liler siz onları avladım sanarsınız ama avlanan sizsinizdir keza bana olan da o yani.)
Dedim öyle kolay mı bunun için ben 1 hafta önceden hazırlık yapıyorum mekan seçiyorum diye...

O da iyi iyi söyliycem sarkı ama başka söyliyim bu seni de sıkmadı mi dedi(Zekiler ama iyi kalpliler ah ahh.)
Dedim Koreli bir oppa söyledikten sonra beni hiç bi şarkı sıkmaz...
Sonuç:o da koptu, ben de...
gel zaman git zaman biz artık bayağı ense tokat kanka olduk,
Böyle komik şakalar yapınca alnıma,kafama vurup(Kore dizilerini izleyenler bilir aynı ordakiler gibi.) Immm kötü çocuk derdi bana ben de o darbeleri aşkının bi ifadesi gibi algılayıp içimden Allah'ım ne romantik yaa diyip dellenirdim...
Ben denizin gözleri biraz fazlaca,ortalama insan evladınınkinden birazcık büyük ve pörtlek olduğu için kafama arkadan vurup 

-aa gözlerin düşmüyomuş diyen komik insandır da kendisi
-ben de: sen de dünyayı ince bi çizgi halinde görüyo olmalısın diyerekten aşağıda kalmamştım.(Ne de olsa onunki de çekikti en nihayetinde hangimiz mükemmeliz ki?)
Sonra onunla sinemaya da gittik(buraları fazla romantik anlatamayacağım...)
ya da anlatacağım yaaa bana ne...

Filmde omuzuna yatmıştım(aslında tereddütte kalıştım ama sonra baktım bişi olmaz neval iste bi Allah affetsin dedim ama koyverdim gitti...)
o da böyle kafamı oksamiştı...
Bu hikaye daha çok uzun bugünlük burada kesiyorum yarın av günlükleri-2 part-2 olarak piyasaya süreceğim merak etmeyin!